Hemme'nin Öldüğü Günlerden Biri: Eyüp'ün Serüvenine Varoluşçu Bir Bakış
Hemme'nin Öldüğü Günlerden Biri: Eyüp'ün Serüvenine Varoluşçu Bir Bakış
Gözlemci ve belgeselci bir kamerayla Eyüp'ün o kurak sessizlik altındaki var olma çabasını izlediğimiz bu filme varoluşçu bir pencereden bakmaya çalıştım. İyi okumalar.
Filmin yönetmeni Murat Fıratoğlu, Altyazı dergisine verdiği söyleşide "Bir insanın başka bir insan için çalışıp onun himayesi altında olması bana çok sert geliyor" diyerek aslında hikâyenin temel meselesini izleyiciye çok net bir şekilde özetlese de film bu sertliği doğrudan bir çatışmayla değil; bekleyişin ve ertelenen eylemin o tuhaf ritmiyle anlatmayı seçiyor.
Başlangıçta aklıma Beckett'in eyleme geçemeyen o tanıdık karakterleri gelse de Eyüp aslında eyleme geçen ama etrafındaki absürt sıradanlıklar yüzünden yavaş yavaş asıl niyetinden kopan bir figüre dönüşüyor. Zihninde kurduğu o keskin ve geri dönülmez eylemin bunaltıcı güneş altında yavaş yavaş eriyip gitmesi, bana doğrudan Jean-Paul Sartre'ın "bad faith" kavramını yani kötü niyeti düşündürtüyor. Eyüp, kendi özgür iradesiyle yapacağı eylemin o ağır sorumluluğundan kaçmak için, karşısına çıkan gündelik engelleri adeta bilinçdışı birer mazeret olarak kucaklıyor. Eyüp'ün Hemme ile yaşadığı sürtüşme sonrası aldığı o sert kararın peşinden giderken, karşısına çıkan engellerin absürt sıradanlığı aslında filmin ana kurgusunu inşa ediyor. Bozulan motosikletini o sarı sıcağın altında iterek taşımak zorunda kalması bana; kayayı zirveye taşıyan Sisifos'u anımsatan çok güçlü bir ironi sundu. Geri dönülmez bir yola girdikten sonra etrafında akıp giden o donuk ve sıradan hayat, Eyüp'ün zihnindeki o karanlık niyetin üzerini yavaşça örtüyor. Birinin üzüm yemeye çağırması veya yaşlı bir adamın evine karpuz taşıtması alt sınıf dayanışması gibi görünse de Sartre'ın penceresinden bakınca bunlar eylemden kaçışın o "kötü niyetli" sığınaklarına dönüşüyor. Tüm bu gündelik absürtlüklerin yanı sıra coğrafyanın o çorak yapısı ve sarı sıcağı, karakterin adımlarını fiziksel olarak ağırlaştırırken ruhsal niyetini de yavaş yavaş tüketiyor. Fakat tüm bu dış etkenlerin onu oyalamasına rağmen Eyüp'ün içinde, nihayetinde o tetiği çekmekten vazgeçmeyi seçen otantik ve sahici bir yan da var. Filmin sonunda herkesin birlikte halay çektiği o enfes sekans ise bana, iyinin ve kötünün aynı çemberin içinde omuz omuza var olmaya devam ettiğini anlatıyor.
Bana kalırsa Hemme'nin Öldüğü Günlerden Biri, gerçekleşen bir cinayetin değil, zihinde defalarca işlenip gerçeklikte hayatın o düz akışına ve vazgeçişe yenilen bir niyetin filmi.
1983 Siverek doğumlu, asıl mesleği avukatlık olan bir yönetmen. İlk uzun metrajı Hemme'nin Öldüğü Günlerden Biri ile Venedik’te Jüri Özel Ödülü’nü, Adana’da ise En İyi Film ödülünü alarak yılın en büyük çıkışını yaptı.